Yazı Detayı
03 Aralık 2015 - Perşembe 15:40
 
Belleğimizdeki Kocaman Boşluklar
Av. Haşem BAYGÜMÜŞ
esruk65@hotmail.com
 
 

 

Farkında mısınız,  ne çok öldürülüyoruz. Birbirine benzeyen her cinayet, bir önceki cinayet unutulduğu için işlenmiştir.

Fakat   Cellât uyandı yatağında bir gece

             "Tanrım"  dedi  "Bu ne zor bilmece:

              Öldürdükçe çoğalıyor adamlar

              Ben tükenmekteyim öldürdükçe..." 

 

Evet, cellâtlar bizi öldürmekle bitirmeyecek ama biz bir önceki cinayeti unuttukça cellâtlar da bitmeyecek. Nitekim unutacaksınız. Yakanıza iliştirdiğiniz o rozet, herkesin görmesi için sol yanınıza iğnelediğiniz o kokart çıkarıldıktan sonra veya düşüp kaybolduktan sonra unutacaksınız. Unutacağız. Tıpkı öncekilere ihanet edip onları da unuttuğumuz gibi, hukukçu-insan hakları savunucusu- güzel insan Tahir Elçi’yi de unutacağız, ona ihanet edeceğiz.

Biliyorum,  çoğunuz kızacaksınız söylediklerime. “Hayır, unutmayacağız, hepimiz Tahir Elçi’yiz” diyeceksiniz. Bizim karşı koyuşlarımız sloganik bir eylemden ibaret kalıyor. Onun mücadelesine sahip çıkmadıkça, onun yaptıklarını cesaretle yapmadıkça, yolundan daha fazla ilerlemedikçe onu yaşatmış olmayacağız. Bizler bu ülkenin yüreği yanmış halkı, Fıratın öte tarafından görünmeyen, fark edilmeyen, ölümü-acısı kanıksanan halk olarak; emekçiler, hukukçular, kadınlar, çocuklar ve siyasetçiler olarak; bizden alınan, alçakça katledilen değerlerimize sahip çıkabilseydik, hesabını sorabilseydik, Barış Elçisi kırık kanadıyla bizden ayrılıp sonsuzluğa uğurlanmayacaktı. Bizler ne Musa Anter’in, ne Vedat Aydın’ın, ne Hrant Dink’in( ki Tahir Elçi en çok ona benziyor), ne Maraş’ın, ne Madımak’ın, ne Roboski’nin, ne de diğer katliamların, cinayetlerin hesabını soramadık. Hepsi bir sayfanın en acı yerinde okunmak için beklemek dışında bize bir şey hatırlatmıyor, bizi sarsmıyor, harekete geçirmiyor… Bırakalım sloganları, gerçeklerle yüzleşelim, öfkenin en derinindeki gerçekleri görelim.

Bu coğrafyada acı, kan, ölüm, gözyaşı olağan bir şey halini aldı. Bu toplum ölümü kanıksadı, hemen hergün katledilen insanların son bakışları kalbimize dokunmuyor artık, bizi acıtmıyor, bizi yaralamıyor. Ateşin düştüğü yeri yakmasını engelleyemeyiz belki, fakat ateşin düşmesini engelleyebiliriz. Düşen her yakıcı zerrenin hesabını sorarak, hesap vermeyeni hesaba çekerek engelleyebiliriz. Meşru bir insanlık vazifesidir bu her şeyden önce. İnsan insanın sevinci olduğu kadar, acısı da olmalıdır. Hele toplumun bu denli dize getirilmeye çalışıldığı, hukukun rafa kaldırıldığı, ölümün olağanlaştırıldığı bir dönemde hesap sorulmayacaksa, hangi dönemde sorulacak! Şimdi değil de, ne zaman?

Yılgın zamanlardan geçiyoruz. Olabildiğince yorgun insanlar geçiyor gözlerimizin önünden. Tarihe tanıklık eden bir belgesel film gibi… Caddeler en kalabalık yerlerinden susmuş, susturulmuş. Takati kalmamış şehirler alıyoruz avuçlarımıza, onları gizlice sevip, “yalnız değilsin” deyip yerine bırakıyoruz tekrar.  Sonra insansız sokaklara bakıp, yasak sözcükler fısıldıyoruz sosyal medyaya. Kimsecikler nefes aldığımızı duymasın diye de, ört pas ediyoruz bütün sakıncalı sözcüklerimizi. Ne de olsa unutmayacağız, hesabını soracağız değil mi?

 Unutacağız, unutacaksınız! Sözün etkisi işe yaramayacak yine, söz icraata ermeyecek, yaş kemale erse de… Sıranın kimde olduğunu düşündüğümüzden çok, çözüm nasıl olabiliri düşünmeyeceğiz. Yağmurlu bir Diyarbakır sabahında, acılarımızı sonsuzlaştırarak, yalnız cenaze merasimlerinde ne kadar çok olduğumuzu göstereceğiz. Dost ve düşman böyle bilsin. Ama hep ölülerimizin törenlerinde görmeselerdi, iyiydi!..

İyi olan her şey eksiliyor her geçen gün. Dünya hızla kirleniyor. Sesimiz, soluğumuz biraz daha kısılıyor. Düşlerimizden vazgeçiyoruz sanki her gün biraz daha. Çünkü düşlerinden vazgeçmeyen insanları unutuyoruz. Ne unutursak kurusun dediğimiz kalbimiz kuruyor, ne de unutmamak adına ettiğimiz yeminlerimiz fayda ediyor.  Unuttuğumuzla kalıyoruz. Ama askıda, boşlukta ve acı çekerek. Bazı insanların bıraktığı boşluk kocamandır, içine yüreğinizi sığdırırsınız, çünkü acıyan yürek de kocamandır. Tahir Elçi, Kürtler ve ülke demokrasisi için kocaman bir boşluk bıraktı. Umarım yüreğiniz o boşluk kadar kocamandır. Yoksa unutacaksınız, unutacağız.

En büyük yanılgıyla yıkılmaya razıyım…

 

*Ataol Behramoğlu

 
Etiketler: Belleğimizdeki, Kocaman, Boşluklar,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Anketler
İdeal lider nasıl olmalı?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
,