Yazı Detayı
13 Şubat 2016 - Cumartesi 21:55
 
DEVLET VE ŞİDDET
Bedrettin SIĞA
bedrettinsiga@gmail.com
 
 

Gayri insani yaşam tarzına sebep olan kim/kimler olursa olsun, karanlıktır, hukuksuzdur ve vicdan ile ahlaktan yoksundur. Hendekler, barikatlar, bugün yaşanan karmaşa hem tarihi hem de başta devletler olmak üzere ulusal ve uluslararası karar vericilerin mevcut yanlış politikalarının ürünüdür. Devletin her yaptığı eylemde temel hak ve özgürlüklere uygun hareket etmesi zorunlu bir yükümlülüktür. Düşünceye ket vurmak, legal olanı zoraki yöntemle illegale çevirmektir. Akademisyenler şahsında yaşanan durum budur.

Sivil ve masum insanları hedef tahtasına koyarak, devletin bekası ve milletin selameti bahanesi ile huzurun tesisi ve güvenliğin sağlanması kavramlarına sığınarak vatandaşları buna uyarlamaya ve her türlü zoraki reva göstermeye ne denir? Güç ve güvenlik, adaletin kontrolünde olursa değerlidir. Kontrolden çıkan güç, firavunluktur. Bu günden başlayarak yarınların karanlığa ve belirsizlikle birlikte umutsuzluğa sevkidir. Gücü elinde bulunduranların, gayri İnsani ve bêhukuk yollara başvurarak bilinmeyen mecraya yol almaktır, demokrasiden uzaklaşmaktır. Demokrasi her şeyden önce yurttaşın devletten hesap sorma hakkıdır. Devletimizin bu konuda sicili çok da parlak değildir. En çok bilinen örnekleri hatırlatayım: Dersim 38, Ağrı, Zilan, Koçgiri vb. ‘devlet’ eliyle işlenmiş suçlardır. Geçtiğimiz günlerde bu Dünyayı terk eden eski Özel Harpçi Sabri Yirmibeşoğlu’nun ‘muhteşem bir özel harp operasyonuydu’ diyerek tarif ettiği 6-7 Eylül 1955 olaylar, Maraş, Taksim ve 1990’li yıllarda Doğu ve Güneydoğuda yaşanan faili meçhul olaylar, köy yakma ve boşaltmalar ‘devlet’ işiydi.  Darbe şartlarını olgunlaştırsın diye gerçekleştirilen provokasyon ve katliamlar da öyle. Darbelere nasıl zemin hazırlandığı malumdur. Geçmişten kaynaklanan hataların farkında olup, geleceğe bakmak erdemliktir. Dünü, bugünü ve yarınları okuyarak yaşam sürmek ise insan olma gereğidir.

Türkiye’nin ‘devlet’ olarak AİHM’nin sürekli cezalandırdığı müdavimlerinden biri olduğunu da bilelim. Demek ki, ‘devlet’ suç işleyebilirmiş. 

Geçmişle yüzleşmediğin müddetçe, geleceğe menzil alamazsın. Eğer gelecek şahsında barış, huzur ve birlikte yaşamı istiyorsak, geçmişten ders çıkarma adına, hukuki, ahlaki ve vicdani olarak geçmişin muhasebesini yapmak zorundayız.

Ülkemiz coğrafyasının bazı bölgelerinde devlet güçleri ile sivil halk karşı karşıya gelmiş durumda olup, geçmişin şiddet yöntemleri ile bu günün olumsuzluklarının önüne geçmek, hele teknolojinin bu kadar geliştiği devirde eski yöntemle çare aramak, hayalperestlik değil mi? Tehlikenin farkında mıyız? Yarınların ne olacağı meçhuliyeti ortada iken, çözümsüzlükte ısrarın mantığı var mı? Sonu belli olmayan yol, yol değildir. Kürtleri resmi tanımama yaklaşımı, her yönüyle zarardan başka bir şey değildir. Asıl mesele Kürtlerin varlığının alenileşmemesidir.

Haksızlığa ve hukuksuzluğa sebep olanlara zalim veya karanlık diyoruz. Bu yola başvuran resmi ideolojiye ne denir? Yoksa devlet ne yaparsa yakışır, yerindedir deyip sineye mı çekilmelidir? Tam tersine ne olursa olsun sistem, karanlık yola sapmamalıdır. Çünkü halkın muhatabı devlettir. Devlet aynadır. Leke kabul etmez. Eğer sistem de gayri İnsani ve gayri hukuki yola saparsa, kimse kimseyi kandırmasın, o da karanlıktır. Hatta aleni bir şekilde gücü ve diğer meşru yolları elinde bulundurması nedeniyle modern eşkıyadır. Kanunsuz yola müracaat eden devletlerin geçmişinden kaynaklı bêkanun ve ayrımcılık yöntemlerinin hesaplarından kurtulamaz. Acıdır, ama gerçek olan şudur ki, tekli yöntem yolunda devlet gücünü eline geçiren iktidarlar, geçmişte olduğu gibi halen de bêkontrol, bildikleri yolda bu gücü kullanıyorlar. Gücü, Demokles’in kılıcı gibi halkın üzerinde sallıyorlar.

Sorulması gereken soru şudur; vatandaşın verdiği temsili sonucu, sistemin yönetim gücünü elde edenler mi devlettir? Eğer böyle ise uluslararası normlar, insan hakları ve inançtan kaynaklı ahlak ve vicdan bu olumsuzlukların hangi evresindedir? Yapılanlar üzerinde değerlendirdiğimizde, cumhuriyet tarihinin taybeti 1924 anayasasından sonra, bêinsani ve bêhukuki yönetim tarzı hâkimdir. Hâkimiyeti hukuksuzluk ve vicdansızlık olan kuralları, devletin bekası gerekçesi ile şiddet haline getirildiğinde, her yönüyle şiddet egemen olur. Tıpkı geçmişte ve bu gün yaşadığımız olumsuzluklar gibi. Rüzgâr ekiyoruz, buğday biçmeyi bekliyoruz. Mümkün mü?

Uluslararası muhatap olarak kabul edilen devlet ve devlet adına hareket edenlerin şiddet yoluna sapmaları, şiddet üstü şiddet olarak vücut bulur. Çünkü emirlerindeki bütün gücü kullanmaktan çekinmezler. (Suriye bu durumun canlı örneğidir.) Resmi şiddet daima, gayri resmi şiddetten daha etkilidir. Tarihin bizlere anlattığı şey, hak yolundan sapan devletlerin, her an yıkılma ile karşı karşıya olduğu gerçeğidir.

Çeşitlilik her yönüyle zenginlik olduğu halde, neden kabul görmediğinin mantığı var mı? Bir bahçeye girildiği zaman, bahçede tek meyve olursa çabuk sıkılır terk edersin. Ama bahçede çeşitli meyveler elma, armut, kiraz, üzüm, şeftali, portakal ve daha çok meyve bulunursa, bahçeden ayrılmak istemezsin. Yaşam için de bu örnek geçerlidir. Mozaik kültür ile tekli kültürün yaşam versiyonudur. Devlet, temel hak ve özgürlükleri garanti altına almak ve yasal olarak belirtilen haklara riayet etmekle mükelleftir.

Düşünceye ket vurmak demek, legal olanı illegale çevirmektir. Bu konuda maharetliyiz.

Düşünce beyanını aşağılamak, zorla bastırmak ve resmi görüş açısına göre değerlendirmek, şiddete davetiye, düşünce sahibini tercihe zorlamaktır.

Tercih daima silahtan daha etkilidir,  durumun farkında mıyız?

Dema tû hefsar bidî ser ramanê/fikrê, çewa tişta eşkere be û tû xefbikî, weliye.

 
Etiketler: DEVLET, VE, ŞİDDET,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Anketler
İdeal lider nasıl olmalı?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
,