Yazı Detayı
03 Nisan 2016 - Pazar 22:24
 
KÜRT SORUNU ÇÖZÜMÜ
Bedrettin SIĞA
bedrettinsiga@gmail.com
 
 

Geçmişle yüzleşmediğin müddetçe, geleceğe menzil alamazsın. Eğer gelecek şahsında barış, huzur ve birlikte yaşamı istiyorsak, geçmişten ders çıkarma adına da olsa, hukuki, ahlaki ve vicdani olarak geçmişisin muhasebesini yapmak zorundayız.

Terör ve terörizmden kurtulmak için yöntem geliştirerek, çözüme odaklanmalıdır. Saldırı, inkar, imha vb. sadece sorunu derinleştirir, çözemez.

Kürtler ve Türklerin bin yıllık kardeşliğin gereği, eşit halklar olarak beraber yeni bir sözleşme (Anayasa) yaparak, Self-Determinasyon (Halkların kendi kaderini tayin) hakkı gereğince, birlikteliklerini güçlü bir şekilde vurgulanmalı, hiçbir devlet ve uluslararası diyalog girişimine gerek kalmadan, bu diyalog girişimi kendi aralarında başlatılmalıdırlar. Diğer bölümlerde kısaca izahatına çalıştığım sonuçlardan ders alınarak, nerede ve ne gibi hatalar yapıldığının tespiti doğrultusunda neden-sonuç ilişkisini kurarak sorunun çözülmesi gerekir. Aksi takdirde Kürt ve Türk kardeşliğinin mümkün olmadığı ve yarının kangren olma ihtimali çok yüksektir. Batının hasta adamlığından kurtulamayız. Gün geçtikçe uygulanan günlük politikalar sonucu halklar birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar. Bu durum ne Kürt halkının, nede Türk halkının çıkarlarına hizmet etmektedir. Zaman geçirmeden herkes şapkasını önüne koyup, düşünmelidir. Doksan yıllık Cumhuriyetin geldiği noktayı ne Kürtler, nede Türkler benimsiyor.

Evin içindeki sorunu ev halkı ile çözmek mi zor, yoksa sorunun çözümüne akraba ve komşuları da katarak çözmek mi mantıklıdır? Sorunun tarafları artıkça, çözümü de o kadar karmaşık hale gelir ve güçleşir. Bu perspektifle hareket ederek, sorunun çözümü yolunda akıllı ve yapıcı yöntem geliştirilmelidir. Egolardan bağımsız, empatinin hâkim olduğu ve adalet ile vicdanın ayna görevini yerine getireceği yaklaşımı benimsemeliyiz, kabullenmeliyiz.  Ben sen değil, bizler değerlerini rehber yapmalıyız.

Meditasyona uğrayanlar, artık kendisi değil, bir başkası olması ile beraber tamamen hislerin kontrolünde ve hayallerin peşinden gitmektedir. Yasa ve kanunları tanımaz, kendisi kural ve adalettir. Hissi hareket eder. Bu durum tehlikenin ve zararın en üst aşamasıdır. Bu yola doğru hızla ilerlenmektedir. Uykudan uyanmalıyız. Meditasyon sürecine doğru gidiyoruz.

Küçük hesaplar peşinden koşanlar, daima kayp etmeye mahkûmdurlar. Dünya devletlerinin uyguladığı çıkar ve denge unsurları göz önüne getirildiğinde ve her yüz yılda (Milenyum daha büyük değişikliklere gebe) bir değişikliğinin olduğu da hesaba kattığımızda, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana takip ettiği çizginin, artık yürüyemeyeceği gün gibi aşinadır. Kürtlerde statüsüz bir yaşamı kabul etmeyeceklerini haykırıyorlar. Bir an önce bu sorunu çözmeliyiz. Şöyle;

1-Kürtlere, sosyal ve kültürel hakların tanınması, (Dil, din, akıl, beden ve mal)

2-Yeni bir sözleşme (Anayasa) yapılmalı,

3-Karşılıklı olarak, Kürtler ve Türkler bir birlerini af etmeli,

4-Yapılan yanlışlıklardan ders çıkarmak adına ve bir daha bunun tekrar edilmemesi için hakikatleri araştırma komisyonu kurulmalı ve sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmalı.

5-Bizler düşüncesinin gereği olarak, daha güçlü bir Cumhuriyet ve halkların beraberliği için sivil toplum örgütleri, aktif rol almalıdırlar.

6-Kiminle kavga ediyorsan, onunla barışmalısın. Bu gerçeğin dışında gidilecek yol, zaman kaybı ve oyalamadır. Oyalama ile geçirecek dem, maalesef beraberinde insan ölümlerini getirmekle birlikte, geleceği yok ediyor. Bir an önce bunun önüne geçilmelidir.

Barış, anlaşamadığınız kişilerle yapılan mücadelenin sonucunda diyalog yöntemi ile varılan sonuçtur. Barış, anlaşmasızlara düşenler arasında yapılır. İnsani kavramının en gelişkin özelliği olan dil ve anlama yöntemi sonucunda kavga edenler arasında yapılan görüşmelerin nihai hedefi barış olmalıdır.

Cumhuriyet tarihi boyunca, Kürtlerle birlikte ötekileştirilen Türklerde vardır. Düne kadar laikler, dindar kesimi kabul etmezken, bugün iktidarda olan dindar kesim ise, laikleri ve diğer kesimleri görmezden geliyorlar. Ne hikmetse, iktidar olan, iktidarlığını diğer dedikleri kesim üzerinden pekiştiriyorlar. Yani iktidar durumuna göre Firavunlar peydahlanıyor.  Bir türlü dengeyi bulamıyoruz.

Karar vericiler objektif davranmayarak, varlığını armağan eden Kürt halkına karşı kuralsız ve tutarsız davranmanın sonucu, coğrafyamızda halen ölümler meydana gelmektedir. Neden-sonuç ilişkisi üzerinden olumsuzluklardan kaynaklı hataları empati yöntemi ile analiz ederek, bugünden yarını okumalıyız. Kürt sorunu ülkemizdeki empatisizlikten ve insan hakları sorunundan kaynaklanmaktadır. Hep birlikte Türkiye’yiz.

“Dünya görüşü, inancı, yaşam biçimi ne olursa olsun, herkesin Kürt'le eşitliği içine sindirmesi şart.

Eğer, demokrasiyi baştan kuracaksak bunun ön şartı Kürtlerin eşit yurttaşlığından geçiyor. Türkiye bunu kabul etmediği sürece demokratik bir hukuk sistemine sahip olamayacaktır. PKK yok olsa bile yerine bir başka Kürt örgütü çıkacaktır. Kürt Sorununun devlet açısından üç çözüm yolu var: Demokratik müzakere ve çözüm, imha veya bölünme.

Türklerin görmesi gereken gerçek, Kürtler huzur bulmadan kendilerinin de bulmayacağıdır. Bu yakıcı sorunun demokratik yolla çözümü konusunda Batı'dan güçlü bir ses yükselmediği, Türkler bölünme korkusundan kurtulmadığı sürece demokratikleşme gerçekleşmeyecektir. Bugün AKP, yarın başka bir iktidar bu sorunu demokrasi alanını daraltmak için kullanacaktır.

Başta Selahattin Demirtaş olmak üzere HDP'lilerin dokunulmazlığını kaldırıp tutuklama girişimi Kürt halkına savaş ilanıdır. Sessiz kalanlar, destek verenler, duymazdan gelenler bedeli öderken pişman olacaklar.” (ergunbabahan@millet.com.tr)

İnsan hayatının değersizliği artıkça, devletin varlığı da o kadar anlamsızlaşır. Ne mutlu sorunları diyalog yöntemi ile çözenlere, insanlara değer verenlere ve ölümlerin önüne geçenlere!

 
Etiketler: KÜRT, SORUNU, ÇÖZÜMÜ,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Anketler
İdeal lider nasıl olmalı?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
,