Yazı Detayı
25 Nisan 2016 - Pazartesi 01:42
 
O OLMASAYDI…
Mazlum TAŞ
mazlumtas@windowslive.com
 
 

Hayat denilen, o karmaşık ve düzensiz bir otobana benzeyen yolun ilk kısımlarında, karşımıza başkalarının yaşamları çıkıyor. Bizim duygu dünyamızı, karakterimizi, psikolojik yapımızı belirleyecek, bir nevi bizleri şekillendirecek, bu yol müddetince nasıl bir seyahat yapacağımızı etkileyecek bir başka hayat bu.

 

Bu sabah, siyah ve beyaz renklerden oluşan, henüz çok küçük bir kedi yavrusunun ölüsünü gördüm. Belli ki bir köpek boğmuştu onu. Kafası paramparça ve boğazı deşilmişti. Bedeninin geriye kalan kısmı ölmeden önceki gibi sevimli ve yumuşacıktı. Sol tarafı üzerine uzanmış kaybettiği hayatı, parçalanmış kafası, deşilmiş boynu ve havada kalan sağ ön ayağıyla öylece duruyordu.

Kim bilir o minik kedi yavrusu kardeşleriyle ne oyunlar oynayacak, çeşitli ağaçlardan oluşan geniş bahçede nerelere doğru koşacak ve ne anılar yaşayacaktı.

Birden yaşasaydı eğer, ilerde bunun aynısını farelere yapacak bir kedi oluverdi gözümde. Bu kez minik bir fare için aynı hislere kapıldım.

 

Küçük, sevimli bir kedi yavrusunu bir köpek parçalıyor ve minik bir fareyi bir kedi öldürüyor.

 

Hayat otobanımızın daha ilk demlerinde, henüz yeni sayılacak bir yolculuğun ilk zamanlarında, birileri çıkıp tüm seyahatimizi değiştirecek hamlelerde bulunuyor.

Onlar olmasaydı muhtemelen şu yola sapacak ya da öteki taraftan dolanacaktık, kim bilir düz devam edip başkalarını bulacaktık belki de.

 

Bizi kendimiz yapan “ben” duygusu tamamıyla bizim hamlelerimiz ve yolculuğumuzla şekillenmiyor işte.

 

Nasıl bir karakterimizin olacağı, başkalarının bizlerin sınırlarına girip çıkmalarıyla şekilleniyor.

 

Hayatımız bir başkasının hayatı.

 

Psikolojik durumumuz hep geçmişimizle ilintili.

 

Küçük bir kediyi, bir köpek boğuyor.

Bizim hayatımızı karşımıza çıkan herhangi biri altüst ediyor.

 

Elim birden boğazıma uzanıyor. Parçalanmış kafatasım ve deşilmiş boğazımla sol tarafımın üstüne yatmış olduğum canlanıyor gözümde. Yanı başımdan birçok hayat akıp gidiyor, bana sadece bakmak ve acımakla yetiniyorlar. Bir an yolun henüz başında olduğumu ve daha gidilecek çok uzun bir mesafenin olduğunu bildiğimi haykırıyorum kendi sessizliğime.

 

Köpeğin pençeleriyle hayatına son verilmiş minik bir kedi yatıyor. Hayat artık onun için bitmiş bir yolculuk. Ben kendi seyahatimde almış olduğum pençe darbelerinin etkisiyle herhangi bir yöne doğru hareketlenemiyor, örselendiğim yolculuğumdan sıyrılamıyorum. Yolculuğumun sonuna değin bu darbelerin bana eşlik edeceğine, hazin bir hüznün acımsı eşliğinde biat ediyorum.

 

Rus hikaye yazarı Karamzin’in Talihsiz Liza adlı o muhteşem ve trajik eserini hatırlıyorum bir an. Liza, babası ölmüş ve yaşlı annesiyle sefalet içinde yaşayan bir köylü kızı. Hani Rusların diliyle bir mujik kızı o. Oldukça alımlı bir vücudu ve güzel bir yüzü var. Kasabanın zengin çocuklarından biri Liza’ya sırılsıklam aşık olduğunu söylüyor.

 

Tarifi imkansız bir aşk yaşıyor Liza, o soylu ve zengin çocuğun onu bu sefaletten kurtaracağını düşlüyor, ilerde yaşayacağı aşkını hayal ediyor. Liza evlenmeden hamile kalıyor. Zengin ve soylu çocuk Liza’yla evlenmiyor, çarın ordusuna hizmet yapmaya, “bir Rus soylusunun görevini yerine getirmeye gidiyor.” Liza’yı terk ediyor.

 

Soylu ve zengin Rus genci, Liza’nın hayat yolculuğunda karşısına çıkmasaydı, o zaman Liza, talihsiz Liza değil de belki mutlu Liza olacaktı.

 

Hayatımız bir başkasının hayatı.

 

Minik bir kedi yavrusu sol tarafı üzerine yığılmış, parçalanmış kafası ve deşilmiş boğazıyla bize el sallıyor, kendinize dikkat edin diyor.

 

 

 

 
Etiketler: O, OLMASAYDI…,
Yorumlar