Yazı Detayı
02 Mayıs 2016 - Pazartesi 10:39
 
RESMİ PERSPEKTİFTE KÜRTLER
Bedrettin SIĞA
bedrettinsiga@gmail.com
 
 

Ali Şeriati “Düşünme itaat et diyenlere değil; düşün, sor, sorgula diyenlere kulak ver.” Bu bağlamda; Sistemi oluşturan Kurumların/Kişilerin kendi kendini sığaya çekmesidir. Şeffaflığın ve adaletin hâkim olduğu yapıların vücut bulmasıdır. Siyasetçilerin dili ile dün dündür, bugün bugündür. Nasılsa ne denilirse halk anlamaz. En fazla bağıran kim ise, halk onun arkasında gider. Halkı uyutmaya, huzursuzluk çıkarmaya devam anlayışını boşa çıkarmalıyız, kabullenmeyi temel yapmalıyız.

Tarihi perspektifte meseleleri objektif olarak değerlendirmek yerinde bir eylemdir. Hele meditasyonun (derin düşünme, değişik şuur halleri) üst seviyeye ulaştığı karmaşık olayların çözümü, başlı başına erdem gerektirir. Bu tür sorunlara derman olmak, insani, ahlaki ve vicdani görevdir. Lewre insan ölümlerinin önüne geçmek, dünyadaki esas vazifemizdir. Temel görev yerine, resmi görevi yerine getirmeye çalışmak ise, sadece sistem unvanlı olmaktır. Gerçeklere uzak, adaletin tesissisine mani, huzursuzluğa vesile, karanlığa yol açmak ve tutarsızlıkla evlersin (her konudaki tavrınızı ve bakış açınızı, ahlak ve etik dahil karmaşık konuları anlama çabalarınızı yönetir. Egonuzu, doğal eğilimlerinizi, kendinizi dış dünyaya tanıtma şeklinizi, enerji, canlılık ve derin arzularınızı kapsar.). Yani bu günün olumsuzluğuna sebep olanlar, yarınların behukuki durumuna zemin hazırlayanlardır. Bu durumda ne İsa’ya, nede Musa’ya yaranırsın. Tıpkı batının hasta adamlığından kurtulamadığımız gibi.

Kürt Sorunu; ülkemizin empatiden yoksun, demokratik olmayan yöntem ve insan hakları sorunundan kaynaklanmaktadır. Kusuru kendinde arayarak, işe başladığın zaman başarıya ulaşırsın, sonuç alırsın. Mantığa bürünerek sorunlara karşı menzil alınmaz, daha da karmaşık hale getirilir. Dün de, bugün de olumsuzlukların nedeni bu mantıktır.

Resmi Perspektif;

A-10 Şubat 1922’de TBMM’de alınan karar gereği, Kürtlere “Muhtariyet” hakkı veriliyor. “İngiltere’nin o tarihlerde güneyde Kürt sorununu gündeme getirdiği biliniyor. M. Kemal de İngiltere’nin elindeki Kürt kozunu geçersiz kılmak için Kürt otonomisini dar bir çevrede konuştu. 10 Şubat 1922 tarihinde Kürt otonomisi yasalaştı. Fakat her ne hikmetse bu yasa ve yasaya ait meclis müzakereleri ne açık ne de gizli meclis zabıtlarında yok. (Mustafa Kemal liderliğindeki hükümet tarafından otonom bir Kürt devletinin resmen tanınmasından bahseden bu tutanağın Haziran’ın son günlerinde karşılıklı olarak imzalandığı belirtilmektedir. Fransız arşivlerindeki belgeye göre antlaşma şu noktalardan oluşuyordu:

1-Ankara hükümeti tarafından Kürtlerin yaşadığı bölgede otonom bir Kürt devleti tanınacaktır.

2-Sınırlar Kürtler tarafından çizilecektir.

3-Türk jandarmaları ve Türk devlet görevlileri Kürdistan’ın sınırları dışına çağrılacaktır.

4-Otonom Kürdistan örgütlenme işlerinden Türk devlet yetkilileri elini çekecektir.

5-Ankara hükümeti tarafından toplanan tüm askeri vergiler ve askeri bağışlar Kürtlere tahsis edilecektir

6-Türkiye toprakları içinde kalan Kürtler dış mihraklara karşı korunacak ve orduda bulunan Kürtler özgür bırakılacaktır. (Haziran 1921)*Bu belge Robert Olson’un, Kürt milliyetçiliği ve Şeyh Said adlı kitabında ilk olarak yer aldı. İngiltere Dışişleri Bakanlığı belgelerinden aktarmıştı bu belgeyi Robert Olsun. Siyaset Felsefesi Tarihi Uzmanı Hasan Yıldız ise Fransız arşivlerinde bu yasa ile ilgili belgeleri ve bu konudaki yazışmaları bulmuştu…”)

                Lozan barış antlaşmasından sonra Meclisçe alınan karar yok ediliyor. Devletin Kürtlere yaklaşımı ve samimiyeti bu kararda gizlidir. Kararın alenileştirilmesi ve uygulanması, günümüzde ve gelecekte devletin Kürtlere karşı kardeşliğin ve beraberliğin devam etmesinin anahtarıdır.

B-Kürtler ile iktidar partisinin imtihanı, 28 Şubat 2015’te İstanbul Dolmabahçe sarayında varılan mutabakatta gizlidir. Mutabakata yaklaşım durumuna göre tarafların samimiyeti tartılır. Müzakere masasının devrilmesi ve akabinde gelişen olaylar kimin işine yarıyorsa, olumsuzluklardan sorumluda onlardır. Maalesef yaklaşım; maddi kar ve zarar hesapları üzerinedir. İnsani, vicdani ve ahlaki değerler değildir.

1 Nisan 2015’ten sonra gelişen olaylar ve 1 Kasım 2015’te varılan sonuç ve sonrası analiz edilmelidir. Bu durum dahi başlı başına tez konusudur.

C-Devletin bekası gerekçesiyle, sistem tarafından çizilen yaşam ve düşünme sınırlarında gelişen tartışma, siyaset ve her türlü bakış açısını ortaya koyan resmi unvanlı düşünürlerin gösterdiği yol ve yöntem, bu gün cumhuriyetin geldiği ve bulunduğu noktadır. Bu konumdan ne Türkler, ne de Kürtler memnundur. Herkes biliyor ki gerçekler, sistemin belirlediği sınırların dışındadır.

Çetrefilli durumdan kurtulmak için, Sistem unvanlı yol göstericilere değil, İnsani, vicdani ve ahlaki hareket eden yol belirleyicilere ihtiyaç vardır. Mantığa bürünmeye değil, gerçek akla ve devletin bekası yerine, milletin ortak aklı esas alınmalıdır. Bunun dışında söylenen her söz ve gidilen her yol, bu günkü bulunduğumuz durumdur, huzursuzluktur. İnsanların ölmesine davetiyedir. Vicdandan ve ahlaktan bihaberdir. Olumsuzluklar nereye ve ne zamana kadar?

Kürtlerin Perspektifi;

D- 1.Dünya savaşı galibi Devletleri ile yapılan Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918) ile Osmanlı İmparatorluğuna fiilen son verildi. Galip gelen “Savaş İtilaf Devletleri’nin” elçileri Kürt kanaat önderlerine gelerek, verecekleri destek karşılığında “Bağımsız Devlet” sözünü verdiler. Kürtler, Türklerin Müslüman olması nedeniyle kardeşleri olduğunu ve kardeşe arkadan hançer vurul(a)maz diyerek, teklifleri geri çevirdiler.  O döneme komuta eden Winston Churchill’in dile getirdiği sözleri de de manidardır. Tarih boyunca Kerkük-Musul sorunu diyoruz. Fakat neden sorun olduğu konusunda tatmin edici bilgi, tarih kaynaklarımızda mevcut değildir. Berraklaşması konusunda tarihçilere görev düşüyor.

Kürtler, varlığını, kardeşliğe armağan ettiler. Varlığını başkasının varlığına armağan ettiğinde, gelecekte yoksun ve her türlü kararı senin hakkında var saydıkların tarafından alınır. Yani Kürtler, dünyaya hüküm eden devletler için siyasi malzemedir, terbiye edici ve duruma göre desteklenmesi de kaçınılmazdır. Dünde böyleydi, bu günde bu durum muhafaza edilmektedir. Ne de olsa, Kürtlerle Türkler kardeşler ve etle tırnak misali ayrılmazlar!

E- Lozan antlaşmasından sonra tekli versiyon var, inkar devrededir. Halkına ait olmayan fikir ve düşünceye ne kadar hizmet edersen de et, bu fikir başarıya ulaştığı zaman, oluşturulan sistemin hizmetini yerine getiriyorsan değerlisin. Aksi takdirde yoksun. Esas olan sistem adına hareket edenlerin çıkarıdır. Kürtler, vazifeden aldatıldıkları sonucu çıkarmaktadırlar. Ve ayrılmamaya dayalı söylenen kardeşlik, et tırnak ve benzeri sözlerin bir karşılığının olmadığı, sadece söylemden ve kandırmadan ibaret olduğu gerçeği hâsıl oldu. Herkes için düşündürücü ve ders alınması gereken durumdur. Varılan tespit, geleceğe ışık değil, belki dünyaya hüküm eden egemenlere malzemedir. Ne olursa olsun hep birlikte çözümü geliştirmeliyiz, bir an önce bu menfi durumdan kurtulmalıyız. Çünkü Kürtler aldatıldığının farkındadırlar.

Cumhuriyet tarihi boyunca, Kürtlerle birlikte ötekileştirilen Türklerde vardır. Düne kadar laikler, dindar kesimi kabul etmezken, bugün iktidarda olan kesim ise, laikleri ve diğer kesimleri görmezden geliyorlar. Ne hikmetse, iktidar olan, iktidarlığını diğer dedikleri kesim üzerinden pekiştiriyorlar. Yani iktidar durumuna göre Firavunlar peydahlanıyor.  Bir türlü dengeyi tutturamıyoruz.

İnsan hayatının değersizliği artıkça, sistemin varlığı da o kadar anlamsızlaşır. Ne mutlu sorunları diyalog yöntemi ile çözenlere, insanlara değer verenlere ve ölümlerin önüne geçenlere! Bunları yapacak kudret olmasa da, bunun için çabalayanlara….

Avrupalılar II. Dünya savaşından sonra öldürmenin yanlışlığını anladılar ve kıtalarına barış ve huzuru hâkim kılarak dünyaya yön veriyorlar. Ama bundan ders çıkarmak istemiyoruz. Huzur ve adalet her şeyin başlangıcı ve yarınların umududur. Umutsuz olmayalım ve birlikte yaşamı kabullenelim.

Akıl tatile çıkınca, sistem, güvenlik adı altında halkı esir alıyor. Akıl, insanları diğer varlıklardan ayırır. Niye mantığı yol gösterici olarak kabul etmiyoruz. Yaşama giden yolda da rahatlarız.

Olumsuz sonuca neden olan sebepleri ortadan kaldırmadan, sonuç üzerinden olumsuzluğu suçlamak, abestir.

Yanlışların ve yanılmaların içinde doğruyu aramak, ahlaki mi? Hukuksuzluğu rehber eden ve doğruları görmeyenlerin, hakikatti zikir etmeleri aldatmacadır.

“Eger tû nezanbî mala, binire havala.” (Kürtçe) “Eger iş bilmiyorsan, etrafına bak.”

Tişta windakiriyewê tûnebê, çima tev li xweyî dernakevîn?
Kayb edeni olmayan şeye, niye hep birlikte sahip çıkmıyoruz? 

 
Etiketler: RESMİ, PERSPEKTİFTE, KÜRTLER,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Anketler
İdeal lider nasıl olmalı?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
,